65 yaşına kadar çalışıp verilecek ikramiye ile ufak bir ev alma hayali kuracaksın. Hatta o da yetmeyecek para biriktirip onuda o eve basacaksın. Sonra o aldığın evde ya 5 yada 10 sene yaşayıp öleceksin. Arkandan gelenler bu evde oturmam deyip satacaklar. Sen 25-30 yılını heba ederek aldığın evde beş yada on yıl yaşayıp sonra para verseler girmeyeceğin toprağın altına gireceksin.
Peki ne için yaşadın?
Ne kazandın?
Ya da ne kaybettin?
Gençliğini, sağlığını ve bir daha yaşayamayacağın yaşamını belirli saat ve günlere sıkışmış aslında büyük bir amacı bile olmayan ve ederinin çok altında bir paraya sattın. Elineyse yine seni evinden dışarı çıkartmayacak, istediğin zaman gidip istediğin arabayı alamayacağın veya otelde kalamayacağın bir para geçiyor. Ay sonunu 30 yıl düşünüp rahata ereceğine inandığın emeklilik yıllarını da yine ay sonunu düşünerek geçireceksin. Peki neden? Senin 30 yıl çalışmış olman görünmeyecek. Ancak çalışanlar için yük oluşun göze çok ama çok batacak.
Üstelik ne zaman geleceği belli olmayan ölümün her salise arkanda oluşuna aldırış etmeden, hoyratça “amaaan!” diyerek kullanıyorsun hayatını. Boşa geçen saniyeleri, dakikaları, saatleri ve günleri hatta haftaları, ayları ve yılları umursamadan harcıyorsun.
Bir oyunda değersiz piyonlar olarak yaşayıp ölüyoruz. Değerinin olduğunu iddia etsen bile rolü değerli biçilenlere karşı elinden hiç bir şey gelmiyor, gelmeyecekte. Seni ilizyonlar içinde bir dükkanın önünde saatlerce bekletip üç kuruşluk malı bin kuruşa sattıklarında ve senin diğerlerinden ayrıldığını hayat standartını yükselttiğini öğütlediklediklerinde, kendini değerli hissediyorsun. Aslında bir aptal olarak onların tüketicisi olmaktan başka bir misyonun yok. Aklını kullanıp kısa yoldan en hızlı hedefe ulaşıp günde beş vakit Allah’a yönelip sonrasında kalan vakti de yine Allah’ın verdiği dünya nimetleri ile güzelce ve rahatça harcamak için finansal özgürlüğünü eline alman gerekiyor. Dünya’nın zevk ve düşkünlük çamuruna batmadan sana verilenleri kardeşlerinle paylaşarak bu nimetlerden faydalanırken diğer yandan sana bu zenginliği veren Allah’a da şükredebilirsin. Bunun yoluda birlikte güçlü olmayı başarmak. Ya da doğru adımlar atmak. Genç ve dinamikken atıldığın hayatında en azından gelirinin yüzde otuzunu kenara ayırıp onunla yatırım yapmak. Bu borsa, bireysel emeklilik, katılım hesabı, altın, döviz gibi araçlar olabilir. Ancak unutma tek parmak çabuk kırılıyorsa on parmak daha zor kırılır. Giriştiğin mücadelenin başarıya ulaşıp ulaşmaması yine senin azmine bağlı. Allah azmedene istediğini muhakkak verir.
On iki yaşına gelmiş bir çocuğun ileriye dönük hayalleri olmalı. Bu liseye gitmek, üniversiteye gitmek değil. Çocuğun kendi istek ve hayallerini belirleyip bunun için çaba sarf etmeye başlaması ve bu yolda alabiliyorsa sevdiklerinin desteğini alması gerekir. Başaramadığımız çoğu iş aslında kendi isteksiz davranışlarımızın neticesidir. Emek veririz, hayal kurarız ama ne yapmamız gerektiğini bilirken bunu yapmak yerine ilizyona kanıp başka bir şekilde başaracağımıza da inanırız. İşte o zaman başarısızlığı kendimize inşa etmeye başlar ve en sonunda da diğerleri sınıfına soktuğumuz o karşı düşmanı suçlayıp durur ve hep başa döneriz.
Yıllarca projeler geliştirmiş sayısız başarısızlığın altına imza atmış biri olarak insanlara çok anlattım ama kimseyi ikna edemedim.
Biz isteseydik BAŞARABİLİRDİK! Allah bunca azmimizi boşa göndermezdi.
Paylaş
